- ingilizce türkçe (Makale)
- Nelere Dikkat Etmeliyim?
- Özellikler
- Demo (Download)
- Ekran Görüntüleri
- Basın Bülteni
- Kurulum Gereksinimleri
- Çeviri Programı Örnekleri
Email :
Şifreniz :
 
Üye ol
Şifremi unuttum
Aktivasyon gönder
Sametran Ebülten
Duyurularımız için lütfen e-mail adresinizi ekleyin
 
 
 

Sametran haberini İzlemek için tıklayın
 
Pcworld dergisindeki - ingilizce türkçe çeviri
 
Pc Magazine dergisindeki - ingilizce türkçe çeviri
 
İTO Gazatesi - ingilizce türkçe çeviri
 
Chip Dergisindeki - ingilizce türkçe çeviri
 
Dünya Gazetesindeki - ingilizce türkçe çeviri
 
ingilizce türkçe
 
ingilizce türkçe çeviri programı
 

ingilizce türkçe
(Machine Translation-MT)

 


Hüseyin Mihrabi
2006
Herşey tek tuşa basarak kendi dilinizde:
İstediğiniz bilgiye anında ulaşmak isterseniz, kısa zamanda her hangi bir makaleyi veya ingilizce yazılmış olan kitapları, teknolojinin de etkisiyle hızla gelişen donanımların kullanma kılavuzlarını, gelen e-postalarınızı, güncelleştirmek istediğiniz bilgileri, web sayfalarını ve İngilizce yazılmış bütün metinleri bir çevirmene ihtiyaç duymadan, sorunsuzca, en az hatayla Türkçeye çeviri programı ile çevirmek istiyorsanız!

Çağımızda teknoloji artan bir ivme ile gelişmekte ve bizde bu hıza ayak uydurmak zorundayız, en ideal şartlarda olduğumuzu varsaysak dahi, yani dil sorunumuz olmasa da, bunun için gereğinden fazla vakit harcamadan gerekli bilgilere ulaşmalıyız. Fakat bu yolda karşımıza çıkan en büyük engel "çeviri" aşamasının güçlükleridir.

Çeviri nedir?
Bir dilde, kelime karşılığı ve cümle yapısını dilbilgisine dayandırarak, diğer bir dilin dilbilgisi kuralları çerçevesinde ağırlığını kaybetmeden dönüştürmek işlemine çeviri diyoruz. Bu işlem, her çevirmen tarafından farklı yorumlanabilir. Bazen hüner, bazen ağır iş, bazen basit iş, uzmanca yahut buna benzer sıfatlarla nitelendirilmiştir. Hüner işi olsun veya olmasın, sonuç olarak mutlak surette beklenen tek kıstas vardır. Çevirinin mantıklı ve doğru yapılması.
Çevirinin doğruluğu, etkileyişimli eşitsel sözcük ve ters dönme kuralını korumasıyla alakalıdır. Yani yapılan çevirinin anlam ve etkisi, çevirinin yapıldığı kaynağın anlam ve etkisinden, daha güçlü yada güçsüz olmamalıdır. Bir çevirinin doğruluk oranı, eşitsel etkisinde incelenebilir, mesela; 'it is no bad' cümlesinin çevirisi 'o iyidir' şeklinde yapılırsa hatalı olur, çünkü ters çeviri yapılırsa 'it is good' cümlesine dönüşecektir ve kaynak cümlenin etkisi kaybolacaktır. Oysa doğru çevirisi 'o kötü değildir' olmalıdır, bu şekilde doğruluk oranı korunacaktır.

Çok fazla sözcük içeren teknik metinlerin çevirisinde, düzensiz cümle kurulumu, kendi başına sözcük veya cümle üretme ve kültürel sözlüklerin kullanmasının 'kaliteli' düşüncesini yaygınlaştırması yaklaşımı, doğruluk oranını azaltır.
Teknik metinlerde doğruluk oranını yükselten, cümlenin içerdiği deyimlerdir. Fakat Türkçede ki Arapça ve Farsça dillerinin etkisi ve bu dillerden dilimize giren kelime ve anlam yoğunluğu nedeniyle çevirilerdeki mantıksal hatalar artmakta ve bununla birlikte doğruluk oranı düşmektedir. Dilin bu zengin içeriği nedeniyle çeviri sonucunda, metin içerisinde kullanılmayan deyimleri yaratıp, manasız ve komik sonuçlar elde edilebilmektedir. Bu bahsettiğimiz sorunlar türkçeleştirme aşamasında karşımıza çıkar, örneğin; "Nokta" kelimesinin anlamı "Hiç bir şey değil" şeklinde karşımıza çıkabiliyor, yani 'bir noktadan hiç bir yere gelme' ifadesini sağlıyor. Bununla bağlantılı olarak 'bir noktadan bir dayireye bir hat teması çekmek', 'Hiç bir şeyi olmayan yuvarlak alana uzun bir şeyi yapıştırma' gibi bir türkçeleştirmeyle karşımıza çıkabiliyor.
Eşitsel karşılıkların yapılmasının uyumluluğunu, okuyuculardan sormalıyız. Yeni gelişmelerin Türkçe karşılığını değerlendirme ise meçhul, sertleşme, hafifletme, şüpheli ve isteğe bağlı olarak yapılmamalı.

Öz düşünceye ait Tükçeleştirme karşılıkları, bireysel boyut yapar. Örneğin Nokta kelimesine "Hiç bir şey değil" gibi eşleştirmeler, cümle dağınıklığına neden olur. Çeviri sırasında, Türk sözcüğünü bulmak, kapsamlı ve takım ile çalışmalar, sözcüğün kalite sınırı ve tecrübe ve zekadan kaynaklanan işlemler, belirsizlik oranını yükseltip karar verme aşamasını oldukça iyimsel yöne bağlar. Bu yüzden ortaya konan iç arama sözcüğü, hüner ve çetin kelimeler ile ifade edilen çeviri işi, doğruluk oranıyla bilimsel biçimlendirmesini açıklayarak, yapısal ve sözlüğe dayalı olarak belli bir işleme dönüşecek. Geçmişte yerleştirilmiş Arap ve Farsça sözcüklerini Türkçeleştirilmesi, incelemeden yerelleştirme yada bilimsel yaklaşmaya dayanıklı olmasa, kesinlikle Türk dilinden kaldırılmalıdır. Oysa Arapça ve Farsça'dan alınmış kelimelerin Türkçede, inanılmaz derecede hem güzelliği hemde rahat kullanımı vardır. Mesela 'zayıf' kelimesinin Türkçesi 'Arık' ve çoğu Türk ülkesinde, Taşkent, Bakü, Tebriz de kullanılmaktadır. Böyle azınlıkta olan kelimelerin sayısını sıfıra indirmekse, fazla çaba gerektirmez.

İngilizcede kullanılan bilimsel kelimelerin Türk eşitliğini sağlayacak çerçevede, girişine izin verip vermememiz, yordamsal dile yakınlaşmamızı sağlar. Türk dilinde olan yapısal işlemler ile ihtiyaç duyabileceğimiz sözcüklerin ruhsal uyumsallığını kullanma aşamasına getirmeliyiz.
İşte çeviri sonucunda ulaşılmak istenen de, herkesin düşüncesini kapsayacak duruma getirmesi, sözlük ve cümle kurumunu hızlı şekilde okunur duruma getirmesi ve belli yapılarıda sağlayabilecek durumda olmasıdır.
Kafa karıştıran yabancı sözcüklerde, Türkçe karşılığını eşitliğin yanısıra anlamını açıklayan cümleler ile fazla uğraşılmamalı.

Doğru Çevirmen
Artık bu çağda, doğru çevirmen diye bir kapsamlı açıklama yapılırsa, pratik kullanma aşamasında sağlanamaz. Deyimlerin hızlı oluşturulması ayrıca bilginin yaptığı çeşitli konular ve onula ilgili sözlükler tabanına nitelik bilgi akışını kontrol etme ise ne çevirmenin işi ve ne de çevirmenin yapabileceği iştir. Her insanın alışık olduğu yerel değerlerinin, yaptığı işleride etkilemesi kaçınılmazdır. Bu nedenle, çeviride kaynak metnin doğruluğunun azalıp doğal yapısını kaybolmasına neden olmaktadır.
Bu özellikler, belli metinlerde göz ardı edilebilse de, büyük çapta göz ardı edilemez. Bunun nedeni ise çevirinin taşıdığı boyutlarda tartışılabilir.

Otomatik Çeviri nedir?
Eşitlik kuralını koruyarak, kaynak metnin bütün detayını hatasız olarak inceleyebilecek aşamaya getirip, istediğimiz dile, tüm detayların aynı etkiyle aktarılması işlemine otomatik çeviri diyoruz.

Bu işi sağlamak için, dilbilgisi uzmanları, sözlükler, araştırmacılar, güçlü planlamacılar, bilgisayar ile ilgili yapılar, programcılar ve büyük ölçüde yatırımlar, en çok gereksinim duyulan isteklerdir. Otomatik çeviri sistemi ve insanoğlunun yaptığı çeviri ile karşılaştırma yarışmasında, her zaman otomatik çeviri kazanmıştır. Ama otomatik çeviri nedense bugüne dek sağlanamamıştır.

Makine Çevirisi, bir dilden diğer dile gerek cümle yapısı, gerek ekler ve bütün dilbilgisi kurallarına dayalı bilgileri, tüm düzenlemelerin karakterini doğru tanıyıp, sağlam şekilde çeviri elde edilmesini sağlayan yazılımdır.

Otomatik çeviri sistemin sağlanmasının yararlı olacağı kaçınılmaz, çünkü her zaman ve her yerde çalışabilir, yorulmaz, hızlıdır, hata yapmaz, güven sağlar, bilgi istem işleminin zamanını sıfıra indirir, Kültürlerin tanımına yardımcı olur ve bir kitabı 6 ay yerine 1 saatte çevirip, kültür devrimi yaratabilir.
Ama çevirmenler, sürekli olarak ve istediğimiz anda çeviri yapamazlar, 5-6 saat çalışmadan sonra yorgun düşüp hatalı çeviri yapabilirler.
İşte bu yüzden otomatik çevirinin önemli olduğu, dünya çapında bir milli projeye dönüşmesi, sadece hız, güven, doğruluk değilde, bilgi akışını kontrol etmektedir. Fakat maalesef yapılan sistemlerin ortaya koyduğu sonuç ise tamamen ters etkisini gösterdi, özellikle Türkiyede organize edilmedi.

Çevirinin boyutları
Çeviri yapmakta basitlik birinci kuraldır.
Yazılan kaynak metinlerde özellikle İngilizcede yazılan kitaplar, makaleler ve medyada aracılığıyla yayınlanan yazılarsa; siyasi, ekonomi, kültürel zenginliği ile donatılıp yapılıyor. Bir bilimsel araştırma sonucu, çeviri boyutlarını dikkate alırsak, hassas olduğu da belli oluyor ve bu boyutların yanlış aktarılması bir çok kültür bozuntusuna neden oluyor. Bu konuda yapılan araştırmalarda, 1970'lerde bu sonuca ulaşıldı. Böyle bilgiler, Avrupadaki EAMT(1) ve Amerikadaki AAMT(2) tarafından yayılmaktadır. Bu mesele teknoloji alanındaysa daha fazladır oysa tahminlere göre, şiir, edebiyat ve tarihi yazılar, yazi tipi yanısıra siyasal, toplumsal ve insana özgü düşünceleri hep taşımaktadırlar. İnsanlar tarafından yapılan çevirilerin sonucunda, çoğu zaman insana özgü fikirler ve bazen, çeviri edilecek kaynak metinlerden çok farklı bir yazı ve mantık dışı çıkışlara sebep oluyor. Çeviri işlemi, sadece kaynağın özelliğini korumalı, herhangi bir yerel ve özgü düşünceyi ortaya koymadan sonuç elde edilmelidir. Çeviri tecrübeyle donatılmamalıdır. Çünkü gittikçe, kaynak metinler geliştirilip güncelleştiriliyor.
Bilimsel metinlerin ortaya koyduğu şey ise yeniliktir. Çeviri ise bu yeniliği başka dillere aktarmaktır. Bireysel çeviriler, her zaman desteklenmiş ve iyi etkisini göstermiştir.
Çoğu çevirmenler zaman zaman gazetelerde ve medyanın aracılığıyla kendi düşüncelerini kabul ettirmeye çalışıp, çoğu zaman çeviri alanında kimsenin düşüncesini kabul etmiyorlar. Belli bir metni, çok farklı şekilde çevirip bu şekilde savunuyorlar, bazen bu savunmalar, hüner gibi nitelendirilip, çıkmaz sokak gibi ortam düzeltiyorlar. Malesef bu tazr durumlar fazlasıyla karşımıza çıkıyor.

Çeviri işlemini ağırlıkça değerlendiren düşünceler, tecrübe edinmemiş çevirilerdir. Hiç karşılaşmadığı kelimeler, deyimler ve niteliği vurgulayan hedef dilin özelliğini inceleyerek ortaya konduysa farklı metinler olabilir, bu işlemi çok sıkca göruyoruz. İngilizceden Türkçeye yapılan çevirilerin sonucunu incelersek, Türkçeye çevirilen metinlerin, Türkçeleştirilmesi işlemi daha fazladır. Bu yapıma, hüner ve özel düşünceye bağlı işlem ifadesini kullanan çevirmenler ise çözülebilir ve okuyucunun inceleme zamanının olmamasından yararlanarak, istediği yönde ve hatta bazen yaptığı çeviriyi Türkçeleştirip ve nihayetinde kaynak metinden çok farklı bir çeviri ortaya çıkarıp yaptığı hatayı göz ardı ediyor.

Bu sorunun etkisiniyse herkes biliyor, ilkokullardan, ortaokula, üniversiteden ta uzmanlara kadar, çevirinin güvensizce olduğunu biliyorlar, ama böyle sorunları ortadan kaldıracak ortak düşünce önerisi ise yoktur. Ve hatta çevirmenler bile bu sorunun farkındalar. İşte bu durum sadece Türk dilinde yaşanan sorun değil, gelişmekte olan ülkelerin hepsinde yaşanmaktadır. Böyle sorunlar, gelişmiş ülkelerde ise çeviri güvenini etkileyebilecek potansiyeli yok. Ayrıca telifhakkının kapsamlı çerçevesinde, her zaman çeviri güveni varsayılıp korunuyor.

Kaynak metine saygı duymak, onu aynı şekilde ve hemde herhangi özel fikri kullanmadan, çevirmek kaçınılmaz kuraldır. Çeviri boyutlarının etkiliyci yüzü, kitap okuma yüzdesiyle ölçülüyor. Kitap okuma kültürünün yaygın olup olmamasının tek nedeni, doğru çeviri ve eğer çeviri yanlış ise, eserin aslına ne kadar hasar verilip verilmediğiyle anlaşılıyor. Avrupa ve Amerikada, lokalizasyon fırmaları, doğru çevirinin kurallarına saygı duyarak, çevirinin güvenilir duruma getirmesini geniş oranda sağlamışlardır.
Türkiye'de bu güveni sağlamak için çok ciddi çalışmalara ihtiyaç var. Oysa bir çok çevirmen, çeviri işini çetinleştirmeye çaba gösteriyor. Halbuki çeviri, çok kolay bir iştir. Yeterki çevirmen kendi hünerini ve hayat tecrübesinden kaynaklanan düşüncelerini, çeviri cümlelerine yansıtmasın! O zaman çeviriden beklediğimiz bir ortak zevki paylaşıp, istediğimiz konularda güvenli şekilde, Türk kültürünü de yaymış olacağız. İşte insanoğlunun yapısında olan belli kurallar ve hepsinden daha önemlisi olan "güzel" kelimesini sadece ve sadece basit olmasında aramalıyız.

Basit çeviri ve kısa yapılan çeviriler her zaman önem taşır ve toplum içinde de desteklenir.
Yani iyi ve güzel çeviri, onun mümkün ölçülerde kısa tutulmasında ve anlam eşitliğinin korumasındadır.
Çeviri bilimi, hatasız sonuca varan bir bilim değildir

Sonuç şu: En etkili çeviri, kısa çeviridir.
Eşitsel çeviriler ve daha doğrusu, düzgün çeviriler, kitap okumada çok yaralı olabilir ve bu kültürü yeteri kadar yayabilir.
Doğru çeviri güven sağlar ve bu güven etkisini ulus içinde gösterir. Buna göre çeviri, çok önemli bir konudur ve boyutlarının bütün hayatımızı etkileyebilecek nitelikte gücü vardır.

Makina çevirisi her hangi bir özel fikri kullanmadan, en doğru çeviriyi yapabilir, ve doğru çeviri bilimin nasıl yayıldığıyla ilintilidir.
Bu konuda, devlet ve özel sistemlerin karşı bakışı bir gerçeği ortaya çıkarıyor. Bu da makina çevirisinin uluslararasında ve büyük alanda tanınmasıdır. Bütün araştırmacılar bunu kabul ediyorlar.

Çeşitli anlamları dilbilgisine dayanarak, dünya çapında yönünü belirleten otomatik çeviri, Japonya'da yerini alıp ve iç yaklaşımları sağlamış, Avrupa'da büyük oranda yerel yatırımlar başlamış ve Amerika'da çok açık düşünceler yer almaktadır. Artık çevirmenler bütün standartları göz önunde bulundurup çevirileri hatasızca yapabilseler dahi, bilgi akışını kontrol edemezler.

Hüner, Şiir ve Teknik çevirisi

İnceleme ve ön çalışma isteyen zorlayıcı metinlerde, çevirinin mükkemel olması söz konusu olamaz. Düzenli ve çevirmene özgü yapılar, bilim ve yetenek ötesindedir. Bu nedenle çeviri işi cesaret ister.
Şiir çevirisi ise ayrı bir hüner ister. Teknik çevirisi alelade yaklaşımlar, sadece bilim hünerden aşağıdır gibi anlamsız düşüncelerdir. Şiir çevirisi, diğer bölümlerden daha ağırdır. Çünkü şiir, her dilin sağladığı yetenekleri içermektedir.
Çeviri işleminde, iki özelliğin varlığı şarttır. Bu özelliklerse; teknik bilgi yeterliliği ve beceri yani hünerdir.Bunlardan birincisine eğitim sayesinde, ikincisineyse zeka ve kullanabilmeyle sahip olunabilir.
Bilimsel metinlerde, çeviri birimi cümle ve cümle birimi, kelime ve kelime birimi, harfdir. Ama hüner ve şiir metinlerinde, cümle birimi yalnızca düşüncedir. Mükemmel durumdaysa, kaynak cümlede kullanılan kelime sayısı, hedef cümlede eşit durumda olmalıdır.

Yanlış çeviri nedir?
Asıl metni kelime kelime ele alarak, tek tek kaynak ve hedefdeki asıl anlamları kullanarak kurulabilir. Cümle yapılabilirse, doğru olabilir yoksa yanlış çeviridir.
Tecrubeli çevirmenler, çeviri kurallarını iyi biliyorlar. Hızlı çeviri yapmak için cümleleri kısaltıp, istediği yönde toplumsal değerleri ve duyguları da değiştirmekten çekinmezler. Toplumsal kültürü, kelimeleriyle hiçe sayan çevirmenler, yaptığı işi beceri olarak nitelendirip, tecrübe parametrelerini, matematiksel yöntemlerle açıklanamayacak bilmecelere dönüştüreceklerdir.
Hüner bir seçenek ve edebiyatsa düşüncelere karşı konan bir tecrübe niteliğidir. sadece bilimsel açıklamalarla tanımlanabilirler.
Eğer insanoğlunun beynindeki kimiyasal değişmelerin hızını yavaşlatıp, operasyonların nasıl yapıldığını inceleyebilseydik, hüner ve şiir ile ilgili düşüncelerin yapısını ortaya konduracak bilimsel formüllerı elde edebilirdik.

Bilimsel ve teknik metinlerin özelliği, belirsiz olmamasına göre basit olmasıdır. Bu konularda edebiyat gibi yapay düşünceleri dikkate almamalıyız. Çok daha önemlisi ve genç çevirmenlerin sıkça kullandığı, resmi yazı tipinden de uzaklaşmalıyız.
Köksel düşünce aktarma detayı, dilbilgisi çerçevesindedir.
Aslında şiir ve hüner kelimesiyle donatılan farklı çeviriler, ikiden fazla kelimenin yan yana gelmesi tartışmasından çıkan ve deyime yönelik, karşı konan kültürdür.
Kültürel zenginliğinliğimizi, alışık olduğumuz donanım ile küçümseyen düşünceleri, ancak şiir ve hüner ile barış içinde sağlamalıyız.
Kültür birliğinden sonra Dil birliği kaçınılmaz duruma geldi.

İnsanoğlunun üstün politikasından bakarsak, bütün savaşların nedeni, dil ve kültür yayılmasından kaynaklanmıştır. Bunu tesbit edecek toplumsal örnek ise şöyle ifade edilebilir; "Her Avrupalının arzu ettiği kültür birliği, Her Türk'ün arzu ettiği dil birliğidir ". Bunu göz ardı edersek, bilerek gizlenecek savaş potansiyelini yaratıyoruz.
Savaşta insanlar ölür, çoğu değerler. İnsanoğlunun istediğinin aksine olmuş diye savaşa karşı duran düşünceler ise, bu sorunu kaldırma çabasına dayanarak, kültürel ve dil faktörlerini teknoloji'nin yaptığı araçlarla yok etmeye karar verdiler. Oysa gelişmelerin varılabilecek son aşamasında, sadece kültür birliğini sağlayan diller varoldu. Ve dilden kaynaklanan kültürler bu politikaya uyumsallığını göstermeyip karşı çıktı. Batı kültürü, insanoğlunun ay'a inmesinin onurunu yaşarken, dünyanın bir çok yerinde insanların ölümünü sağlayan savaşların kaynağı olan dil ve kültür, merak ve onurlu şekilde yaşamaktaydı.
Kültür birliğini sağlayan politika, soğuk savaşla başlatıldı ve Avrupa birliği ile sonuçlandırıldı. Sırada dil birliğini sağlamak var. Ama nasıl? Her hangi nedeni incelemeden bilgi dünyasına geri dönüyoruz.

Otomatik Çevirinin Geçmişi:
Bilgisayar çağı başladığından beri, bir dilden başka dile, çeviri yapan sistemlere çok önem verilmiştir. Çok tartışılmış, çok yatırımlar yapılmış, çok zevkli, sonuca varılabilir bakış açılarıyla kitaplar yazılıp yayınlanmıştır. Farklı yaklaşımlar ortaya koyulup tartışılmıştır, ama bugüne dek yapılan sistemlerin sonucuna bakarak, beklentilere ulaşma noktasında eksik kalındığı gerçektir. Çalışmalar ve yatırımların çoğu Amerikadaki SYSTRAN, Avrupadaki GLOBALİNK ve EUROTRAN'e yapılmış ama ortaya konan sonuçlar, 1962'den beri başlanan çalışmalara değmemiştir. Bu çağda çeviri sorununu kaldırmak için tek umut ise insanoğlunun yarattığı ve teknoloji harikası bilgisayardır.

Çevirmenlerin karşı koyamayacakları ve insanoğlunun ilginç yarattığı bilgisayarda yapılan çeşitili çeviri programları, şüphesiz ki bu çağın ihtiyaç duyduğu en önemli sistemlerden biri olacak. Bu yüzyılın harika teknolojisi, ister istemez bütün alanlarda yerini almakta ve gittikçe yazılım paketlerinde, devlet ofisleri ve özel sektörlerde kullanılmaya başlanmaktadır.

Hayatımızın bir çok alanında etkisini gösterip, yaşamımızı, ilişkilerimizi geniş hale getiren bilgisayar, çeviri konusunda nedense başarıya ulaşamadı.
1962'den beri, iyimser tahminlerden dolayı, binlerce konferans, 10 binlerce bilim adamı, dil uzmanları, bilgisayar uzmanları etkili ve kapsamlı bir bilgisayara dayalı otomatik çeviri sistemi yapmaya çalışmaktadır. Fakat müspet bir sonuca varamadılar. Bu konu gelişen yazılım yöntemleriyle daha da tartışılacak bir hale gelip, sadece araştırmaların yavaşlanmasına ve bazen yön değişmesine neden olmuş ama sonucu değiştirememiştir. Amerika tarafından desteklenen ve milyonlarca dolar fonundan yararlanan SYSTRAN gibi dev firmalarda, otomatik çeviri sonucu %42 doğruluk oranı, Avrupa'da %36 ve Türkiyede ise özel sektörden çok sınırlı yatırımlardan dolayı bu oran %11-14'den fazla yükselememiş. Yüzdelerin ortaya koyduğu sonuçlara dayanarak, yapılan yazılımlar, ister %10 ister %60 olsun, tek bir yönde başarısız ortaklığını açıkca belgelemektedirler. Oysa çeviri işleminin otomatik yapılması için %90'ı elde edilmelidir.
İngilizceden Türkçeye çeviri için, yüksek oranı (95%) i yakalanmalı ama İngilizceden Avrupa dillerine çevirmek için, %70 yeterli oran sayılabilir.
Bu yüzdelerin bir bölümü ise veritabanını oluşturmada ortaya çıkar. Tüm çevirmenler, evvelki yaptıkları işleri tecrübe edip kullanıyorlar, artık teknoloji'nin veritabanı ve hızla gelişmesi, insanın beyninde yerleşmemesi veya tecrübeyle çalışan sistemlerde (Trados veya Dejavo gibi) dinamik duruma gelmesi, otomatik çeviri sistemi, bir dilin yok olup olmamasına karar verebilecek aşamaya geldi.

Çok kısa zamanda kapsamlı ve yüksek oranda, Türk dilini otomatik çeviri sistemine uyumsallaştırmakta gecikirsek, gelecek yüz yılda teknolojinin genişlettiği alanlarda kendi yerini kaybedip, yok olacağı, araştırmalara dayandırılarak Birleşmiş Milletler tarafından açıklandı.

Artık çeviri işlemi, hüner, ağır iş, yüksek bilinç isteyen işlem veya bunun gibi kelimeler ile ifade edilemez. Çünkü bilgisayarın başlattığı internet çağı için diller arası mesafenin en aza indirilmesi şarttır. Bu mesafeyi kısaltmak ve aynı zamanda bilgi akışını kontrol etmek için, otomatik çeviri sistemine ihtiyaç vardır.
Otomatik çeviri, geçmişte de fazla tartışılmıştır. İlk düşünceler, Avrupa'da ve Rusya'da 1950'de ortaya kondu, başka uluslar geliştirdiklerini kullansın, çok pahalıya mal olan ve hemde sonucu olmayan, kendi kültürünü 'yer genişletme' politikasıyla sağlamak isteyen Avrupa ve Rusya, bu kez medyanın başlattığı çağda, bilgi aktarma işlemini bir politika olarak ayarladı. Büyük ulusların geçmişte yaptığı savaşlardan dolayı, dil ile ilgili sorunu fazla yaşamış olmalarından dolayı otomatik çeviri sistemini destekleyen yatırımları sağlayan fonların birçoğu, Avrupa, Rusya, Amerika, Kanada ordusu tarafından yapılmıştır.

Başlangıçtan beri, otomatik çeviri araştırmaları, tamamen Batı dünyasında olan dilleri içeriyordu ve halende içermekte. Ama 20 yil başarısız çalışmalar ve araştırmalardan sonra, çok önemli araştırmalarda katkısı bulunan ve çok güvenilir bilim adamı "Janet Pak", otomatik çevirinin yapılabilmesini imkansız kılan, 30 sayfalık bir raporla sonuçlandırdı. Bu rapor, bütün yatırımları engelleyecek duruma getirip, en büyük yatırımla otomatik çevirinin yararlı olacağını düşünen Amerikan Deniz Kuvvetlerini, hayat kırıklığına uğrattı. (Geçmiş Savaşlarda yaşanan dil sorununu çözmek için, finans desteği sağlayanlar ise hep orduların çeşitli bölümleri olmuştur.) Dünya çapında da Kanada Hava Kuvvetleri ve başka yerel yatırımcılar, Janet Pak'ın raporuna dayanarak, bu proje üzerine yapılan çalışmalarını tamamen rafa kaldırdılar. Bu süre 10 yıl devam etti ve sonra bilgisayarın çok hızlı gelişmesi ve özellikle yazılım konusunda yapay zeka ve 1980 yılında yıldız savaşını sağlayacak yazılımların ortaya çıkmasıyla, otomatik çevirinin yapılması, tekrar gündeme geldi ama çok daha farklı bir başlangıç ile...

Amerika başta olmak üzere, Avrupa, Sovyetler, Japonya ve Çin tarafından bir milli değere sahip olan proje niteliğinde ve devlet destekli yatırımlar ile tekrar başlatıldı, 1982'de bütün devletlere, "Eğer dilinizi seviyor ve gelecekte de konuşabilecek bir dil olmasını istiyorsanız, konuştuğunuz dilin otomasyon platformlarına uyumlu olabilmesi için gereken çalışmaları başlatın!" diye, teknoloji kaynağı olan İngilizce'den kendi dilinize otomatik çeviri sisteminin sağlanmasının mecburiyeti, MT konferanslarında sürekli yinelendi.

Büyük devletlerin, büyük yatırımına rağmen, küçük devletler her konuda, geçmişte olduğu gibi, bireysel araştırmaları başlatıp, gözünü batı dünyasının yaptığı işlerin sonucuna yöneltti ve yalnızca bekledi. Maalesef her defasında olduğu gibi sadece prestij yaratan duruma dönüştü. Gelişmekte olan ülkelerde böyle işlerin sonucunu hepimiz gördük ve biliyoruz. Milli değerde olan proje, yapılan işlerin parasını geri almaktansa, topluma yüklendi. Oysa yapılan işler, kabul edilecek durumda olsaydı, yatırımların devamı sağlanabilirdi, ama olmadı. Gelişmiş ülkelerde de bu iş, o kadar farklı bir duruma gelemedi ama piyasanın yüksek standartlarına göre insan aracıyla servis yapılacak duruma geldi.

Ayrıca Amerika'nın uzay merkezi "NASA", uzun zamandır kendi içinde de, bu işi sağlamaya karar vermişti. Oysa yıldız savaşlarının en büyük sorunu, 11 milyon satır programın yazılması ve projenin içinde de tanınmış dilleri, elektronik dalga alıcıları ile atılıp, kontrol edilen füze sistemlerinin otomatik çeviri sistemi tarafından tanınması ve nihayet yok edilmesi. Bu sefer otomatik sistemi değil de, her 60 bin satır programda, içten kaynaklanan 1-2 hatayla ve sıra otomatik çeviriye gelmeden iptal edilip deneme aşamasına bile getirelemedi, çünkü pratik deneme çok pahalıya mal olabilirdi.
Sıra yazılım firmalarına gelince, büyük çapta kendi etkisini göstermekte olan Windows sistemi, sürekli yapılan ve yapılacak yazılımların, diğer dillere çevirilmesini planlayan ve genişleme politikasına dayanarak otomasyon sistemi ile hızlıca yapılmasını ve güvenilir olmasının yanı sıra Asya ve Avrupa piyasasına microsoft firmasının ekonomik değerini yükseltip güncelleştirme niteliğine dayandırarak, Windows'un ürünlerinin otomatik çeviri ile başka dillere çevirilmesi, bu kez dünyanın en büyük firması tarafından tartışılıp geçmişte yapılan MT sistemlerinin geliştirilmesini uygun görmeyen, Windows gibi bir dev sistem ve her konuda başarılı olan Microsoft, otomatik çevirinin yeni yöntemler ile yapılmasına karar verip, gereken işler, planlar ve finans desteğiyle başlatıldı. Nedense planlar göründüğü kadar basit yürümedi. Geçmişte yapılan işleri gözden geçirildiğinde de çözüm yolu bulunamayınca, açıklanamayacak şekilde dosyası kapatıldı.
Bazı söylentilere göre, Microsoft, %15 oranını elde etmiş, sonra, belirsiz yapılarla yanıt bulamayınca, çaresiz kalarak, Avrupa'da yapılan çok basıt ama hızlıca çalışan Trados adı ile adlandırılan Memory Sistemi programını satın alıp. Otomatik çeviri araştırmalarını böylelikle sonuçlandırdı. Trados'u son seçenek olarak nitelendiren Microsoft, farklı diller için veritabanı oluşturmaya devam etti ve hala daha ediyor. Ama otomatik çeviri projesinin durdurulmasının nedeni açıklanmadı. Belli ki Microsoft'un başarısızlğını ortaya konan konuları tartışamasak bile satın alıp kullanmaya geçirdiği Trados sistemi zaten durumun ne olduğunu açıklıyor.
Yapılan işlerin sonucunda, Janet Pak'in raporuna karşı koyan merkezler, artık otomatik çeviri sistemini bu çağda ve bu teknolojiyle elde edemeyiz diye Pak'in raporunu onaylıyıp ve evvelden yönlendirdikleri büyük miktardaki yatırımlar kesildi ve dünyada yatırım yapılmış ama yanıta varılamamış ve artık gelecek zamana sevk edilmiş hale geldi.

Artık araştırmalar sadece geçmişte yapılan işleri incelemektedir.
Artık otomatik çeviri değil, MAT(3) sistemleri söz konusu olarak sürekli gelişmekte, çok önemlileri Trados ve Dejavo kullanmaktadır.
Geçici olarak, MAT sistemlerini öneren "Çameski" de, deneme aşamasında gereken isteği karşısındakilerde bulamayınca, çevirmenlerin daha standart çeviri yapmalarının nasıl olacağını, MT konfranslarında tartışır duruma geldi, pratik olarak sadece Avrupada çok az başarı oranında elde edilebilir sonucuna vardılar.
Ama teknolojinin gelişmelerine bakılırsa, Trados gibi programların çaresizlikten dolayı kullanılması, çok utanç vericidir. Bunun herkes farkında, ama önerilecek başka otomasyon sistemi de yok.

Teknoloji İnsanı Yanıtlandıramadı
1950'lerde yapılan bilimsel açıklamalardan dolayı, dünyanın küçük ortama gelmesi neredeyse bir felsefenin oluşturulmasına neden oldu. Ama gelişmeler, beklentilerden çok daha hızlı seyretti ve teknolojinin yayılmasında olumsuz kültürel potansiyelleri ortaya koyup ve tek sınır içinde, teknolojinin yarattığı dil ve kültür sayesinde yaşamayı planlayan barışçıl felsefeler çok hızla terör ve toplumsal hastalıkları meydana çıkardı. Bütün varlığını kendi dilleriyle ile yaşayan toplumlar, bilimin ortaya çıkardığı üstün ulusların düzenini uygulamakta ortak değerleri elde edemedi ve çoğu klasik düşünceler yalnızca kitaplarda okunabilecek aşamada kaldı.
Otomatik Çevirinin Bugünü 1995'te MT konferansları sırasında, otomatik çeviri sistemi bu teknoloji ile yapılamaz şeklinde birçok açıklamalar ortaya konduktan sonra. Dünya çapında dil biliminde devrim yaratan Novam Çameski, sadece şunu söyledi: "Otomatik çeviri sisteminin olmaması = Teknolojinin %70'e varan hatalı aktarılması = Aktarılacak dillerin otomasyonu çerçevesine uyum sağlayıp sağlamaması." Bu söz Albert Einstein'nın açıkladığı E=MC2 formülüyle, patlayacak atom bombası gibi, çoğu dilin kısa zamanda yok olması anlamına gelmektedir. Bu sonuca karşı konulamaz, çünkü yüksek zirvelerde, sınırları ortadan kaldırma politikası çoktan yapılmış ve yaşadığımız çağda, uygulanmıştır bile. Savaşlara engel olacak Bilginin dengesiz yayılması, artık insanoğlunu yormuş ve tek kaçış yolu, kültürler birliğini sağlamakta bulunmuştur. Bundan dolayı Avrupa Birliğini şekillendirmeye başlayan politika, dünyanın çok önemli bölgesinde, bilgi aktarma dengesini sağladı. Yüzlerce küçük, orta ve büyük merkez kuruldu EAMT(1) gibi merkezler bireysel araştırmaları kontrol altına alarak, Amerika'da yaşanan olayları, kısa zaman içinde bilgisayar aracığıyla aktarma aşamasına getirdi. Sorunsa İngilizceden diğer dillere çeviri yapımı sırasında çıkar. Çok benzerliği içeren Çin, Japonya, Kore dili Avrupa'dan farklı bir durumda değil. Birçok dili çevirebilecek donanımları yaparak, hesap makinesi gibi istediği dilden diğer bir dile bir tuşa basarak, istediği bilgiye MAT şeklinde ulaşabiliyor.

Avrupadaki diller Fransızca ve Almanca hariç, otomatik çeviri sistemine uyum sağlayamayacak ve şimdiden gelecekte konuşulacak dili seçme aşamasındalar. Resmi olarak ulusal politikalar sakıncasıyla açıklanmamakta ama MT ile ilgilenen kaynaklarda arada sırada açıklanıyor. Asyadaki tartışılabilecek diller ise, Türkçe, Arapça, Rusçadır. Bu dillerden kaynaklanan diğer dillerin yok olacağı neredeyse kesin olarak şimdiden söylenebilir. Mesela Farsça, Peştuça yada Ordu dili.
Aslında otomatik çeviri sistemine fazla önerilerde bulunan ülke Sovyetler Birliği idi. Çok ilginç alt yapıları yapmış ve tekrar canlandırmak için, gerekli öz güveni sağlayabilir 1970'de Rusça'dan Azerice ve Ukraynacaya otomatik çeviri programları yapılmış ve şu anda da çok güçlü MAT şeklinde, Azerbaycan Bilimler Akademisinde kullanılmakta. Rusya, tüm bilim dallarındaki güçlü varsayılan alt yapısından sayesinde her hangi bir sorun yaşayamayacak.

Her gün ingilizce olarak 20,000,000 kelimeyle teknoloji alanında yazılan metinler ister internette ister kitap şeklinde veya medyanın çeşitli bölümlerinde yayınlanmaktadır. Bu miktarın ne kadarı Türk diline aktarılıyor? Bu soruya belli bir yanıt verilememekle birlikte, çok az ve böyle giderse bu yüz yil içinde Türk diline neler olabilir şeklinde bir tartışmanın söz konusu olması da mümkün… Artık önümüzde teknolojinin Türkçeleştirilmesi değil, Türkçeye anlatılması ve aktarılması söz konusudur.

Otomatik Çevirinin Geleceği
Otomatik Çeviri, farklı birçok ulusta yapılan çalışmalar ve araştırmalarla, büyük çapta değer kazanmış ve bu konuda büyük aşamalar kaydedilebilmesi için büyük harcamalar yapılmıştır. Bu sebeple artık ulusların ortak bir sorunu haline dönüşmüştür. Teknolojiye liderlik eden ülkelerde, yani gerek Avrupa gerekse Amerika'da bu işe çok önem verilmiş ve bu işin altyapı çalışmalarında sevindirici ilerlemeler kaydedilmiştir. Geçmişe dayanarak, Kanada liderlik rolünü üstlenmiş ve belli sonuçlardan dolayı ve tecrübe edilemeyen özelliğini korumakla birlikte çok hızla gelişmiştir.
Güney Kore'de MT'de yaşananlara bakılırsa, özel sektörün Japonya'ya karşı yatırımları, araştırmaları daha güçlü yapmakta ve uzak doğuda, Avrupa ve Amerikaya karşı elde edilen başarıların sonuçları alınmaya başlanmaktadır.

Bu aşamada çeşitli çeviri yardımcı programlar (MAT =Machine Aided Translation) her gün masalar üstünde yer almakta ve küçük kullanma alanlarında olsa bile, köksel çalışmaların iyi haberleri alınmaktadır.

20 yıl sonra, her labaratuvarda ve ofiste kullanılmasını çeşitli şekilde sağlayan yazılımları görmek ise çok mantıklı görünüyor. Yalnız, otomatik çevirimi sağlayana kadar, yardımcı yazılımların tek bir kuralı var "dikkatli ve güvenilir çeviri sonucu ortaya konmasa bile, anlaşılabilecek çeviriler yapsın".
Artık otomatik çeviri sisteminin, Bilgisayar destekli çeviri sistemler ile ortaya çıkması bekleniyor ve bu yüzden destekleniyorlar. Otomatik çeviri artık bireysel çalışmalara bağlı olarak beklemektedir. Herhangi kapsamlı yatırım söz konusu değildir.

Eğer bireysel çalışmalar, kabul edilecek aşamalara gelirse, yatırımlara hemen başlanacaktır. Peki çalışmalar ve araştırmalar, Türk dilinde ne kadar yapılmış?

Otomatik Çevirinin Kullanma Alanları
Günlük makaleler, tarihi kaynaklar, web sayfaları, e-mail, güncelleştirme isteyen fabrikalara bilgi verme, hızla yapılan filmlerin çevirisi, sürekli değişen modelleriyle piyasada yerleşen cep telefonlarının kaynak bilgilerini ve hayatımızın birçok alanında yer alan ve almaya başlayan iletişim donanımlarının bilgilerini çevirimleri otomatik çevirinin kullanımı doğrultusundadır. En etkileyicisiyse;
1: Turizm sektörü.
2: Toplantı konfransları.
3: Uluslararası görüşmeler.
4: Kitap Çevirisi.
5: Bakanlıklar tarafından büyük çapta bilgi edinme işlemi.
6: Özellikle Türkiye'de, Avrupa Birliği sürecinde, bilgi akışını kontrol etmek.
Bu 6 aşamayı sağlayacak herhangi bir otomatik platformu şuanda mevcut değil ve varlığının ne kadar yararlı olacağından da şüphe yok.
İşte SAME sistemi bu 6 aşamayı da kolaylıkla sağlıyor, ama gerçekleştirebilmesi için, büyük finans gereklidir.

Türkçenin Durumu
Sovyetler Birliği'nden ortaya çıkan ülkelerin çoğu, Türk ülkeleridir, Türk dilini farklı bir şekilde veya farklı lehçeyle kullanmakta olan toplumlar, kısa zaman içinde İstanbul Türkçesi'ni öğrenebilirler. Zaten Azerbaycan, Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan, Kazakistan'da konuşulan dil, Türkçenin lehçelerindendir, yoksa farklı bir dil değildir. 2001 yılında Tebriz'de araştırma sonucu olarak, Türkiyede sıkça kulanılmakta olan 180 kelimenin Arapçadan alınmıştır, bunlardan 62'si ise başka Türk ülkelerinde kullanılmıyor. Lehçeler arasında, fiil çekimlerinde farklı olarak yalnız geniş zaman kullanılmakta ve bunun dışında ki bütün zamanlar aynı şekilde kullanmaktadır. Bazı kaynaştırmalara dayalı kuralların harika nedenleri ise şöyle açıklanır.

'dık' düşünceye nitelik ifadesidir, (Örneğin: düşündükten sonra) ve düşünceye uymayan fiillerde sadece kaynaştırma 'n' kullanılır, örneğin gidenden sonra, ismin nitelik sert sessiz 'K, T, Ç, P' harflerine vurgu yapan sesli harfler ise anlaşılmayacak bir durumda değildir, örneğin Türkçede sekiz kelimesi, öztürkçede 'K' dan sonra sesli harfllerden vurgulanan sekkiz olur, sakız = sakkız, dokuz = dokkuz gibi kelimeler.
Temel bilgiye dayanarak, kullanmasında bu tür farklar olan Türkçe, toplumun yaşadığı yere bağlı, deniz ve sessiz ortamda yaşayan toplum, şiddet ve vurgulamayı önemsemez. Kalabalık toplumda vurgulamayla ifade etmek isteyen ise fazladır. Türkçenin yapısal olduğu ve dil bilgisiyle donatılmış gibi gözüken yapılar, 600 yıldan beri, bilimsel gelişmelere yeterli yanıt verip yapısını değiştirebilecek gelişmelere izin vermemiştir.
Kullanılması da resmi olmayan bazı yerlerde, bazı değişmelere bile izin verilmemiştir. Örneğin; İran, Kazakistan ve Çin gibi.
Çin ve Kazakistan'ın durumu aynen İran'da ki Türklerin yaşamakta olduğu, Batı ve Doğu Azerbaycan, Hemedan, Zanjan, Erdebil, bölgelerine benzer. İran'da resmi dil Farsçadır. İran'da ki 42 milyon Türk toplumunun içinde, doğru düzgün Farsça konuşabileceğini duymak yada görmek neredeyse imkansızdır, bunun nedeni Homo-Fonolocikal kurallarıyla açıklanabilir, Kazakistan'da da durum aynen İran'da ki gibidir. Ama sonuç kaçınılmaz, Türk dili kültürden kaynaklanan dil olmadığına göre, kolayca yerini başka dile vermez, bu eğitimden de kaynaklanmamaktadır. Toplumsal değerleri şekilendirecek dil, çok güçlü ve dinamik olmalıdır. Türk diline karşı koyabilecek ve yerini alabilecek dil ise, son derece dilbilgisine ve yapısal değerlerine donatılmış olmalıdır. Böyle bir dilin varsayılması dahi söz konusu olamaz. Ama teknolojik gelişmelere dayalı, kullanımını azaltacak duruma getirilmesi olasılığı çok yüksek ve bu da çok tehlikeli.

Kültür Dili ve Dil Kültürü
Türk dili "kültür" yapar ve Avrupa kültürü "dil" yapar.
Türk insanı, kültür ile değil, dil ile tanınmaktadır, bu dünya çapında konuşulur ve İstanbul'dan tutun Taşkent'e kadar farklı lehçeler ile yaşamın iletişimini sağlamaktadır.
Türklere her yerde uyumsal yaşamı sağlayan kültürel ortamları yaratmış, zaman zaman kendi dilleri ile varsayılan dillere saygı duyarak etkilemiş, tarih kitaplarında yazılmasa bile, araştırmacılar büyük çapta geçmişte gelişmiş ve her zamanda çok ileri kuralları yaratarak, insanoğlunun evrende neden var olduğunun peşinde koşan düşüncelere de gerekli ortama getirerek, saygınlığını sağlamış.
Ama ne yazık ki bu sefer önümüzde duran herhangi bir kültür veya dil değil teknolojidir. Bu gelişmeye saygı duymalıyız, çünkü hem başlanmasında hem de gelişmeler sırasında katkımızın az olsa da karşı çıkmadık ve kendi içimize aktarmasını yaptık ve yapıyoruz. Ayrıca geçmişte dilimizden kaynaklanan kültürümüz, büyük imparatorluklar kurmuş, zamanında kültürel çağları yaratmış ama maalesef teknoloji çağında imparatorluğu yürüten insanların, zamanında geleceği ön gören gücsüz siyasetçilerin yanlışlığı, Türk dünyasının dağınık duruma gelmesine neden olmuştur. Eğer 100 yıl önce teknolojinin neler yapabileceğini ön görebilseydik. Yer genişletme değil de Türk dili, Türk sınırlarını koruyabilme ve bilgi ile genişletme kültürünü yapabilseydik, kesinlikle geçmişlerini koruyan Amerika, Avrupa, Rusya, Japonya, Çin gibi kendimize ait teknolojiye varabilecektik. Bu çağa düşünce alan ülkeler sırasında değil de düşünce yaratan toplum olarak ismimizi yazdıracaktık.
Türk dilinin bunu yapabilecek gücü var. Türk dilinin korunmasını sağlayacak yöntem ise sadece ve sadece otomasyon çerçevesinde yapılacak ve teknoloji dilini aktaracak bir otomatik çevirinin yapılmasıdır. Yapılırsa dil imparatorluğumuzun sağlanması kaçınılmaz aşamaya getirecektir. Böyle güç kaynaklarında yaşamaya alışık olan Türk toplumu, Medyanın sağladığı her türlü film ya da tarihi esere, son derece olumlu şekilde yanıt vermiştir. İşte bu meseleyi rekorlara taşıyan gençlerimiz ve toplumumuz artık iki yol seçeneği ile karşı karşıya kalmışlar ya zirvelerde olmak yada dağılıp eteklerde kalmak. Türk dünyasındaki çabalara bakılırsa, ikinci yola izin verilemez, ama birinci seçenek kolayca elde edilebilecektir. Artık güç kaynağını sağlayan Türkçe, küçük sınırları ile yaşayamaz.
Kemal dilimizdir ve ellerimizin yaptığı ve düşünce, söyleyiş, ilgiler, ilişkilerin türleri, başka kültürleri karşılama ve dünyada olan her şey, sadece ve sadece dilimizden kaynaklanıyor. Dilimiz olmasa biz hiç bir şeye sahip değiliz, tanınmamış bir çok neden ile,Türk dili ile donatılmış insan beyninde, etkili güc yaratan kaynaklar görünmekte, başka uluslar ile yaşayan Türkler, bu meseleyi biliyorlar ve farkındalar. Bu meselenin bilimsel nedeni de, araştırıp elde etmiş bulunuyorum.
Birçok örnek ile bazı gözardı edilen bilgilerin önemini kavrayabiliriz. Mesela eğer bir Türkün diline karşı çıkarsan kıyamet koparır ama eğer Fransızın diline karşı çıkarsan fazla önemsemeyecek ve nihayet umurunda değil gibi karşılayacak, ama eğer Türkün kültürüne karşı çıkarsan geçmişte imparatorluklardan söz edip duracak ama Fransızın kültürüne karşı çıkarsan kıyamet koparır. İşte bu kıyamet koparma olayı, geçmişten kaynaklanan en büyük etkilerin ve yaşadıklarımızın sonucudur. Yani Türk toplumu, dilinden dolayı çok büyük olaylar yaratmış ve Fransız toplumu, Kültürel açıdan çok büyük olaylar yaratmıştır diyebiliriz.

Dil'mi Yoksa Kültür'mü Önemlidir?

Tabii ki dil, Çünkü sadece insan oğlunun düşüncelerini ortaya koyacak ve cümle kurup ilişki yaratacak, kitap yazıp fikirlerini yayacak, ve açıkçası kültür parametrelerini ortaya çıkaracak olan yanlızca dildir, bu hiç tartışılamaz. Eğer son zamanlarda Türk dilinin yayılması yanlış siyasetlerden dolayı kısıtlanmışsa da çok önemli değil, çünkü gelecekte dünyanın en büyük ve en harika diline dönüşüp kullanılacak.

Türk Diline, Otomatik Çeviri Sistemini Yapabilecek miyiz?
1990'dan beri otomatik çeviri olaylarını çok dikkatle izledim hiç bir şeyi kaçırmadım ve yapılan araştırmalar ve yazılımları inceleyerek, konferansların çoğunda bulunarak, neredeyse hayatımın bir parçası değil de bütününe dönüştü, ama sonuçlar bunların tümüne değdi. Belli ki teknoloji dünyasında konuşacak sözlerimiz var, bu konuşmalar Türk dilinde yayılabilseydi harika olurdu ama şimdilik ingilizceden bilgi almak zorunda olduğumuza göre, kültürel zenginleştirme yenileme ve bilgiye ulaşmak amacıyla, otomatik çeviri işlemini İngilizceden Türkçeye planladım.

Bilimsel araştırmalarıma göre Türk dili, insan oğlunun yarattığı en harika dildir. Matematiksel çerçevede çözülebilir alt yapısıyla güçlendirilmiş. İngiliz dili zaman içinde gelişmektedir, ama Türk dili çok az gelişmeye ihtiyaç duyar çünkü çözülemeyecek her hangi bir sorunu yok ve gelişmelere yanıt verecek yapısı var. Fakat geçmişte, sadece otomatik çeviri ile ilgilenen kaynaklar, yanlış yaklaşmışlar, bu yanlış yaklaşmanın nedeniyse, Türk dilinin içinde olan potansiyelin başka diller ile eşit tutulmasıdır. Bu büyük ve bir hatalı başlangıçtır. Önceden de kullanılması aynı benzerliği taşıyan Türk dilinin yapısında ekler veya kaynaştırmalar, şimdiki ve gündeme açık ingilizce, Almanca, Fransızca da gelişme ve genişlemelerde bulunan diller ile asla karşılaştırılamaz. Bunun tek bir nedeni var "Yapılarının farklılıklarından dolayı, her hangi bir değişme yapmadan ve öz yapısını koruyan Türk Dili bütün gelişmelere yanıt verir".

Kelime zenginliğinden dolayı, Arap dili dünyanın en zengin dili sayılır. Ama çok hızla gelişmekte olan bilimsel deyimleri eklemek için insan faktörüne ihtiyaç duyar.
Geliştirme zenginliğinden dolayı, İngiliz dili dünyanın en zengin dili sayılır ve bilimsel deyimlerin kaynağıdır.
Fransızca, Almanca, İtalyanca ve diğer Avrupa'daki diller, kelime zenginliğine sahip değil ama bilimsel deyimleri eklemek için insana özgü hüner ister.
Ama Türk dili, Kendi içindeki gücü kullanarak, insan faktörünü bulundurmadan bütün gelişmelere yanıt verebilir.
Sık sık karşılaştığımız bazı sorunlar ise Arap dilinden gelip yerleşen kelimelerden çıkar, örnek olarak şişman, teşekkür vs.
Bütün diller, başka dilden alınacak bilimsel deyimleri eklemek için insanın katkısına ihtiyaç duyar. Hatta İngilizce de! Ama İngilizce, bilimin esas dili olduğundan bu karşılaştırma çok da yerinde olmaz. Makine çevirinin temel kuralı, deyimlerin bireysel eşitliğini sağlamaktır. Bu meseleyi bir örnek ile anlatmak daha kolay olacaktır.
İngilizce Machine Address deyimi Türk dilinde Makine Adres[i] oluyor ve her zaman Machine Makine ve Address Adres anlamındadır ve eğer Address yerine herhangi bir esas kelime konulursa kendi anlamını kullanarak yeni gelişmelere karşılık verir. İşte bu basit örnek, her dilde sağlanamıyor. Dilin Bilimsel olup olmadığını ve ayrıca bu meselenin önemini anlamak için, diğer dillere göz atmak yeterli olabilir.
Türk dili ingilizceyi kolayca kapsıyor, bu kapsama kaynaştırma harflerinde, çekimlerde, eklerde, fiil çekimlerinde ve cümle yapılarında ve cümle formunu yapan formüllerde açıkca görülüyor. Eğer Türk dilinden başka dillere otomatik sistem içinde çeviri yapmak istersek, sorunumuz sadece kelimelerin yer pozisyonu olabilir. Bu meselenin çözülmesini açıklayacak ve yapacak bir matematiksel yol bulunabilir fakat söz konusu olmadığına göre ve ayrıca araştırmaların çok pahalı olmasından dolayı, böyle sorunlar önemsiz bırakılıyor, en azından şimdilik...

Yer pozisyon olayı, öğrenme açısından daha kabiliyetli bir puan sayılabilir ama formülasyon işleminde değil.

İnsan çevirisi neden bu kadar hatalı?
İnsan, çeviri yaparken yorulur. Bütün kelime ve deyimleri tanıması mümkün değildir. Hayatta alışık olduğu ve beyin çerçevesinde etkisini koyan düşünceleri çevirdiği metinde göstermek ister, çünkü bu her insanın içinde olan duygudur. Ancak Trados gibi programların sayesinde çeviri işlemini belli standartlara getirebilir ama maalesef hem yeterli değil hemde insanın son çaresi olan Trados gibi Memory yazılımı, Bu kadar bilimin gelişmesine rağmen, fazlasıyla olumsuz yönlerini göstermekte.
Bir sayfa İngilizce metni, 10 farklı çeviri ile sonuçları ortaya koyan insan çevirisi güven yaratmaz. Bu yüzden çevirilen kitaplar okunamaz duruma gelmiştir, çoğu araştırmalar ingilizce kaynaklarından yapılmaktadır.
Bu sorunların giderilmesini açıklayacak çevirmenler ise gelir karşılığı ile yanıt vermekte bulunacaklar oysa gelir sorununu gideren Avrupa ülkeleri bile çeviri sorununu, yaşıyorlar.
Metindeki eşitlik, doğal anlamını belirsiz incelemeler, uzun cümleler mekanizmasına bağlı olarak inceleyen çevirmenlerin ilk söylediği hatalardan biridir. Bir cümlenin kaç kez okunup belli yerleri işaretledikten sonra, deyimleri yanlış mekanizmayla bulur. Kelimelerin iç ilgisini bularak, kaynak dilden değil, hedef dilden vurgulayan çevirileri oluşturuluyor. Eğer Türk dilinden bu işleme bakılırsa, Türkçeden Türkçeye yapılan bir uzmanca yaklaşım olur, oysa çevirinin doğruluk oranı kaynak metine hızla dönüşmesidir.

Neden otomatik çeviri bu kadar önemlidir?
Bilgisayar yorulmaz, 24 saat çalışır, dinlenmeye ihtiyaç duymaz. Öğrendiği hiçbir şeyi unutmaz, hayat faktörlerini tecrübe edemez, gelir istemez, belki gelir yaratır. Kaynak metinlerin doğruluğunu kurar, her saat ve her gün veri tabanını genişletip, hemen kullanabilir. Çeviri yaparken araştırmaz, kültürel değerleriyle çeviriye katkıda bulunamaz.
Bu nedenlerin sonucu, Makine Çevirisini Milli değerde olan bir proje yapar.
Türk diline gelince, neler olabileceğini tahmin etmek hiçde zor görünmüyor. Otomatik Çeviriyi, İngiliz dilinden Türk diline sağlamak ise, Türk dilini kurtarmanın farklı bir yöntemidir. Dünyada olan bitenleri anlamak için sadece bir tuşa basmak yeterlidir. istediğin bilgiyi istediğin zamanda alıp okursun, istediğin kitabı okursun, istediğin ilişkileri kurarsın ve hayatında devrim yaratırsın, bu işlemde topluma özgü sonuç ise bir Kültür devrimi yapar.

Gelecek Yüz Yılda, Neler Bir Dilin Yok Olmasını Engeller:
Teknolojinin bütün boyutları ile gerek gelişmeler, gerek ilerlemeler ve gerekse bilimin tarihi, İngilizce yazılıp çiziliyor. Bu yüzden bilimin ana dili İngilizcedir. Bütün gidişat bu dil ile devam ediyor ve artık yerini almış ve her hangi değişme söz konusu olamaz. Teknolojinin bu kadar hızlı ilerlemesi, nasıl diğer dilleri etkileyecek ve Birleşmiş Milletlerin açıkladığına göre hangi diller yok olacak?
Birleşmiş Milletler, hangi bilgiye dayanarak bu ifadeyi açıklamış ve ortadan kalkacak dillerin listesi belirsiz mi yoksa belirli midir?
Birleşmiş Milletler, her hangi dilin ismini söylemeden yaklaşık 100 dilin yok olmasını nasıl elde etmiş ve bir dilin yok olmamasını oluşturan nedenler nelerdir?
-Kullanan nüfus sayısının çoklu
-Dünyanın bir çok yerinde kullanılıyor olması
-Ülkelerde resmi olduğu
-Dil Kurumlarının çoğunluğu
-Lokalizasyon firmaların çoğunluğu
-Dil-Bilimcisi ve çevirmen çoğunluğu
-Kullanma Kılavuzunu çok dikkate alan dil(mesela ',' yada ';' belirli yerlerde kullanılmasına farklı önerilerde bulunan kaynakların çoğunluğu)
-Sürekli yazılımları yerelleştirme çoğunluğuyla yayılmış olduğu
-Eğitim alan insanların çoğunluğuyla konuşmakta olduğu
-Kitap yada gazete okuma-yazma yüzdesine göre
-Geçmişte büyük çağları yarattığına göre
-Okuma yazmanın kolayca sağladığına göre
-100'lerce medya aracılığıyla yayıldığına göre
-Atom bombasına milyarlarca harcayıp güc kaynağı olduğuna göre
Bunların hiç biri bir dilin gelecekte yok olmasına neden olamaz.
Varsayılan dillerin kurtuluş savaşı artık dijital ortama bağlı. Aşırı derecede teknoloji gelişmeleri, bilgi akışını sağlar ve gelecekte bir dilin var olup olmadığı, bu bilimsel çerçevede bilgi akışının kaynak bilgilerinin kapasitesini etkilemeden, makine aracılığıyla isteklere bilgi güveni sağlayarak yapan sistemlerin sağlanabilmesi bir dilin yok olmasını engeller.

Peki Böyle Otomasyon Sistemi Nasıl Sağlanır?
-Büyük yatırım
-Uzmanlar
-Değişmeler
-Programcı
yada başka isteklerden dolayı?
Birleşmiş Milletlerde olan uzmanlar veya dünyanın çeşitli yerlerinde kurulan dil araştırmalarına bağlı kurulumlar, her hangi dilin yok olmasını istemezler ve konuşmakta olan toplum yada devletler kendi dillerine saygı duymasalar bile, onlar saygı duyup ve hatta gerekirse yok olmasını engellemekten çekinmezler.
Ama durum farklı ise? Ya her hangi dil, otomasyon çerçevesinde sağlanamazsa? O zamana yapılacak bir iş yok!

Asıl Sorun Şu:
Otomasyon çerçevesinde çözümlenemeyen nedenler?
Başka her hangi bir dile takılmadan, Türk dilini inceliyoruz.
- Türk dili otomatik olarak, bilgi aktarma işlemini yapabilir mi?
- Türk dilinin yapısı, otomasyon çerçevesine uyum sağlayabilecek mi?
Açıkcası, bilgisayar aracılığıyla İngilizceden Türkçeye otomatik çeviri sistemi yapılabilir mi?
Farklı cümle ve etkili bir ifade ile açıklaması "teknoloji dünyasının mesafesini ortadan kaldıracak mı?"
Türkçenin bu sorunları ile baş başa kalmasına izin vermeyeceğiz.
Makine Çevirilerin Tüleri
Dünya çapında konuşulan diller, 2 yapıda kurulmuş ve 3'uncu kalıp hiç olmamış ve olmasıda gerekmiyor.
Birincisi; İngilizce, Avrupa dilleri ve bunlara benzer yapıyla, öznellik başta olmak üzere, nesneliye nitelik olan sözle ifade etme cümle kurulur.
İkincisi; Türkçe, Arapça ve bunlara benzer yapıyla, öznellik başta olmak üzere, söz ifade etmeye nitelik nesneliye cümle kurulur.
Bu iki yapını basıtce söylemek istersek şöyle olur.
1) Subject + Verb. + Object. ( örnek: He goes to school)
2) Subject + Object + Verb. (örnek: o okula gider)
Türkçe, 2'inci yapı sistemine dayalı cümleyi kurar.
Makine Çevirilerin aşamaları:
Bütün otomatik çeviri sistemlerinin yapısını sağlayacak, 4 aşama vardır;
1) Kaynak metni, cümlelere ayırmak.
2) Cümlenin kelimelerinin detaylarını dilbilgisiyle tanımak.
3) Detayları hedef dilin yapısında cümle şeklinde kurmak.
4) Yapılan cümleleri, kaynakta olduğu gibi, metin yapmak.
Bundan sonra, otomatik çeviri sistemi için "MT = Machine Translation" şeklindeki kısaltmayı kullanacağız.
Bütün MT'lerde herhangi dilden başka bir dile çevirme işleminde, bu 4 aşama kullanıyor. Gelişmelere bakılırsa İngilizceden Avrupa ve aksıne yapılmış MT'lerde, bu aşamalar klasik değil tecrübeyle elde edilmiş. Peki, bu aşamaların, aynen Türkçeye de kullanması yeterli olur mu? Kesin bilgiye dayanarak, bu aşamaların İngilizceden Türkçeye yanıt verebilmesi ihtimalinin olumsuz olduğu söylenebilir.
Temel bilgi ile Türkçeye yapılacak her hangi MT sistemine 1 aşama daha eklemeliyiz, 2 ve 3'uncu aşama arsında yer alan "İnsanın ve bilgisayarın anlayabileceği ortak dilin yapılması"dır.
İngilizceden diğer dillere, bütün MT'lerde 1, 2, 4 aşaması ortaktır, sadece MT'lerde farklı olan ve farkı yapan, 3'uncu aşamadır.
İngilizceden Türkçeye, MT yapmak için, açıkladığımız 4 aşama yeterli değil, oysa bugüne dek yapılan sistemlerin kullandığı aşamalar, %100 sağlansa bile, yanıt veremez. Oysaki, İngilizcede Avrupa dillerine bu aşamaları sağlayan platformlar %42 oranından daha fazla yükselememiştir.
MT Neden Yapılamıyor

Yapılan MT'lerde, başlangıcı dilbilgisine dayalı işlemler ve çok güçlü fonksiyonların kullanımı, bilgisayar mekanizmasına uygunlaştıran yaklaşımların, metodik yöntemlerine bağlıdır.

Nedenini araştıran araştırmacılar, bu soruyu yanıtsız bırakarak, herhangi bir çözüm yolu da önerememişlerdir. Farklı anlamları duruma bağlı kullanmayı sağlayan metotlarsa dinamik değil belki basit yöntemler ile ve her çevirmenin bildiği bilgiler ile sağlanıp, kullanmaya gelince herhangi yapısal çerçevede sağlanamamıştır.
Belirli bir anlamı anlayabilen metodu göz ardı ederek, MT'nın karşılaştığı herhangi cümlenin detaylarını tanımaksa buyuk başarıdır. Belirsizlik oranını, sıfıra indirecek metodun yapımı sağlanabilirse, %90 çeviri başarılmıştır, demektir. Eğer bu sorun çözülürse, MT'de sıkça sorulan sorular çok kolayca kaldırılabilir. Örnek olarak, çeştli anlamları tanımak, cümle formunu çeşitli şekilde hedef dilde sağlamak ve bunun gibi sorunlar.
Ama söylendiği gibi, eğer cümlenin bütün kelimelerinin türünü tanıyabilecek metot bulunursa, bu MT'nin yapılmasına neden olacak. Şu ana dek yeterli sonuçların elde edilememesine bakarsak, yaklaşımların başlangıçları yanlış olmalı.
İngilizceden Türk Diline Farklı ve Yeni Çözümleme Başlangıcıyla, %95'ı Sağlayan MT Sistemi (SAME Projesi).
Bugünün dilbilgisine dayanarak, tarih içinde yapılmış ama sadece gruplandırılmış ve sadece yapılmış işlerin nedenini ortaya çıkarmak ise, MT sistemin yapılmasına olanak sağlamaz.

Çözümler insanoğlunda saklıdır ve bu çözümleri tarih içinde bulmalıyız. Bende tarih içinde buldum.
Uzun geçmişi olan ve birçok kez başarısızlığa uğramış olmasına rağmen, bu işlemlerin başarıya yükselebilmesi; geçmişte Türk dilinin nasıl kullandığının incelenmesiyle mümkün oldu. Mesela 500 yıl önce her hangi dilbilgisi gelişmesi ve kaynağı, bilim adamı olmadan nasıl kurulup kullanılmış diye, düşünmeye başladım. Örneğin geçmişte kullanılan ismin halleri, nasıl ortaya çıkmış, nasıl yapılıp, kullanmıştı?

MT'nin her hangi konusuna bakılırsa çok ağır metotlar ve çok fazla bilgi ister ve bilgisayara çözüm şeklinde yapılacak işlemler, son aşamadır. Yaptığım işlerin yönünü değiştirip, kelimeler ve cümlelerin, insanın beyninde nasıl yapıldığını araştırmaya başladım Bunun nedenini anlayabilme ve bir model ile benzetim aşamasına getirilmesi aşamasını, 2001 yılında sonuçlandırdım. Benzetmeleri matematiksel hesaplar ile yapıp, ilk denemeleri yapınca başarıya ulaşacağımı kesinlikle anladım. MT'de olan 1, 2 ve 3'üncü aşamalarını çift integrallerle yapılabilecek duruma getirdim. Peki neden çift integral?
İnsanın beyninde cümlenin yapıldığı sırasında, bir çapın oluşturulduğu varsayımıyla hesaplamaya başlarsak, matematik bilimin önermelerini kullanarak, sonuçlandırabiliriz.

Bu Sorunları Çözebilecek Bir Model, MT'ını sağlayacak:
1) Öznelik nerede ve nasıl bitiyor?
2) Fiil ne zaman kullanılmaya başlıyor ve başlatacak değerleri yaratan ne?
3) Nesnenin nerede bittiği ve fiil ile ilgili içerdiği sorunların nasıl arayıp bulması gerektiği. Örneğin, hangi ilgecin hangi fiile bağlı olup olmadığı ve şimdiye kadar birçok çözümlenememiş bunun gibi sorunlar.
4) Belirsiz türlerin, tartışma bilgisini sağlayarak, karar verme nasıl yapılıyor.
5) Deyimleri bulup, karşılığı olmayan Türkçe deyimi nasıl yaratmalıyız ve varsayılan deyimlerin kullanılmaması nasıl sağlanıp, kelime olarak algılanması nasıl yapılır.
6) Türkçede varsayılan yapılar nasıl kurulup, farklı durumları nasıl karşılanır.
Genel olarak bu 6 sorunu çözebilmek çabaları, MT'nın yapılabilmesine olanak sağlayacak kadar üstün yapılar ile bilgisayara aktarılmalı. Bu 6 sorun içinde, binlerce küçük sorunları barındırır ve her birinin çözümlenmesi için insan kaynağı, finans desteklemesi, yapay zekâ eğitimi almış uzmanlara ihtiyaç vardır. Ayrıca bu sorunlara yaklaşmak bile korkunç olduğuna göre, çalışma sırasında takvim oluşturmak imkânsız görünüyor.
2005 yılına kadar ve tüm işlemleri tek başıma yaparak, kabul edilecek bir duruma getirip ve 2003 yılında SAME ile adlandırdığım adıyla, yaptığım işlerin bir bölümünü ortaya koydum.

2006 yılı başında SameTran proje ekibini kurduk ve çalışmalarımız buzamana kadar profesyonel bir ekib ile ilerledi.
Yapay zekânın nasıl ve neden kullanıldığını ise 2000 sayfalık yazı ile açıklayıp. Bütün dilleri çözülebilir duruma getiren çerçeveyi hazırladım.
İzin verin SAME sistemiyle, Türk dilinin bu çağda yok olmaya karşı koyacağını söyleyeyim. Çalışmaları bu aşamalara getirmek ise Türk dilinin bende yarattığı, çok gizemli duygular ile oluşturulabilecek gücün var olmasını vurgulayıp, eğer olmasaydı yapılamazdı, düşüncesini söylemeliyim.
Gelecekte SAME'in bütün nesnelerini bir yapay ortamda güçlendirip, devamlı sürümlerini ortaya koyacağım. Bu çalışmaları, veritabanının sistematik yapısıyla, belli bir noktaya getirebileceğime inanıyorum. Bu fonksiyonu sağlayabilirsem, o zaman bilgisayara sözlük vermeye gerek kalmayacak belki "A" dan "Z"'ye kadar dil diyagramını vererek, otomatik veritabanı yapılıp ve istediğimiz dilden dile çevirebilsin.
Artık matematiksel olarak çözüme varan işlemlerin çoğunun dillere yanıt veremeyeceğini de söylemeliyim. Çünkü sorun, dillerin yapılarındadır. Örnek vermek gerekirse; Farsça, edebiyat ve şiir ile çok iyi ilişkileri olan bir dildir. Ayrıca ben bu dilin okuma yazmasınıda iyi bilirim, ama bilimsel yapısı yok ve bütün çabalarım bu dil için yaptığım yaklaşımları sonuçlandıramayacağımı açıkça ortaya koyuyordu. Gelecekte bu dilin ne olduğunu merak etmeden yok olmasını engelleyecek yol kalmadı, çünkü kelimeleri veya cümle yapıları, belli bir kurallar üzerine kurulmamış. Türk dilinin dünya çapında 3'uncu sırada yer alması daha kaçınılmaz ve bu sistem sayesinde bilgi akışını kontrol altına alabileceğiz.

Formülleri yararlı biçimde açıklayabilecek yazıların ortaya konmasıysa, ancak desteklenen bilimsel merkez ya da ünviversite ve akademik yerler sayesinde olabilir.

Anlatabilecek Bir İfade ile Olursa:

İnsanoğlunun beynindeki formülasyon sisteminin kelime üretim fonksiyonu, hesaplanabilir halde yaratılmıştır. Ancak, bugünün donanım ortamının benzetim modeline sığabilmesi imkânsız görünüyor. Ama belli şekillerde boyutlandırılmış benzetimin, diyagram ile açıklanabilir kapasitesi var. Kelime ritmini yapan formül ise 2 boyutlu, cümle ise 2 ve 3 boyutlu köksel formülasyon kalıbıyla başlanıp, klasik yöntemler ile anlatılamayacak aşamadadır.
Yapılan formüller çok ağır ve hesaplanması bile çok dikkat ve ince zekâya bağlıdır. Nasıl oluştuğu hakkında ise, üst düzeylerden dil maliyatını almadan bilgi vermemeliyiz. Bu iş Türk milletine aittir ve başka dillere yapılmasını öneren varsa, Türkiye'de sonuçlandırılmalıdır. Bilgi çağının, onur duyulacak, önemli parametrelerini bizler yapmalıyız.
Bütün Türk toplumuna seslenerek, artık teknolojiyi anlamak için bir tuşa basmanız yeterli olacak, mesajını vermek istiyorum.
Çalışma sırasında çok ilginç sonuçlara vardım. Bu sonuçlarım MT ile pek fazla ilgisi yok ama dil ile çok ilgisi var. Yaptığım ve elde ettiğim formüller bir kelimenin nasıl oluşturduğunu birçok değişken ile açıklamakta. Bu uygulamalar İngilizceye tamamen ve bazen de Avrupa dillerine uygulandı. Formüllerin değişkenlerini bulup yerleştirmek için çok fazla zaman ve kontrole ihtiyaç duydum. Ama Türk diline gelince, değişken ayarlaması çok hızlı oluyordu yinede formüllerin daha zengin olmasına ihtiyaç duyuldu. İşte bu nedenler Türk dilinin yapısal olduğunu gösteriyor, eğer sakıncalı açıklamak istenirse, Türk dili başka diller ile bir tutulamaz. Türk dili zirvede ve Avupa diller ile çok uzak mesafesi var, sanki insanoğlunun yarattığı en harika iletişim aracıdır. Ama tarihin öğrettiklerine bakarsak ve doğru yerini bulma kuralına dikkat verirsek, Türk dili tekrar yerini alıp, insanın gittikçe büyüme gerektiren iletişimini üstlenecek.

Bu çağ, yani teknoloji çağı, fiziksel savaşların engellemesini amaçlayarak, bütün sınırları ortadan kaldırıyor, ama hangi sınırları? Kaldırılacak kültürden kaynaklanan sınırları… Diğer sınırlarsa gittikçe özünü koruma altına alan politikasıyla hala korunuyor. Toprak sınırı, dil sınırı kaldırılabilecek sınırlar değildir, çünkü insan tarafından yaratılan sınırlar değillerdir. Belki insana özgü ve insana verilen sınırlardır. Onları korunmasıylaysa, nasyonalizm'in dar düşüncesini sadece genişleyecek ama kaldırılamayacak. İletişim Türk diline dayalı, kendi sınırlarını tanıtacak, kendi mesafesini başka diller ile bilecek ve karşı konan güçleri çok hızla tanıyacak. Türk dili ile donatılmış insanlar Türk'tür. Yoksa Türkçeyi konuşabilen, ama ana dili Türkçe olmayan kişiler, Türk dilinden kaynaklanan kültüre uyum sağlayamayacaklardır. Kültürümüzü barışçıl yapan Türk dilimiz ise onun zenginliğine uyum ve saygı göstermeyenleri, kendi içine konuk etmemeli, ama huzur içinde yaşatmalıdır. Artık Türk dili bir sınırlı bölgede konuşulan dil olarak kalmamalı, hatta kendi etkisiyle dünyada politikaların nasıl yapıldığına karar verecek güce varabilmeli. Bu aşamaya erişebilmek için, zaman kaybına karşı durup teknolojinin yarattığı ortamı çok hızlı alıp, bu teknolojiyi bilgi kaynağı olabilmek için kullanmalıyız.

Son Olarak, SAME Projesinden Kaynaklanan Özel Bir Yazılım:
Eğer bir Robot, A'dan Z'ye her şey verildiğinde, dil diyagramından çıkan bütün sözlükleri yaratıp, hedef dilin yapısına çevirirse?
Yani A'dan Z'ye anlattıktan sonra bütün dillerin sözlüklerini ve cümlelerini yapıp çevirebildiğini düşünsenize...
İşte bundan sonra, butür projeler yapılacak çünkü çok yaklaştım!




Bu sitenin hakları Bilgi PARKI tarafından saklı olup sitenin içeriği izinsiz olarak hiçbir yerde kullanılamaz.

G.Pala Mh. Nadide Sk No:11 Avcılar - İstanbul
Tel:0 212 425 5005 (pbx) Faks:0 212 425 1900

Powered by Bilgi PARKI

Flash Games | Site Haritası

Müşteri HizmetleriMüşteri Hizmetleri Teslimat ŞartlarıTeslimat Şartları İade Şartlarıİade Şartları